Hani adamların belinde taşıdığı silah onlara bir güven verir ya. Benim için de iletişim kurmak odur. Kâh beldeki silahtır kâh tereyağından kıl çekmektir. Ancak belli ki bu Türkiye’de böyleymiş.

Ah dostlarım büyük bir üzüntüyle itiraf etmeliyim ki yabancı dil konusunda teoride lagendary pratikte beginner’ım. Şu an tam olarak düşmanla karşılaşıp mermisi biten bi eleman gibiyim. (Pubg için saygı duruşu.) İngilizce okuyorum konuşuyorum eyvallah ama benim iletişimdeki rolüm isteklerini ifade edip ihtiyaçlarını karşılama üzerine programlanmış bi mekanizma değil ki?

Espriler, şakalar, shell ler neitherlar ve norlar heybetle havada uçuşmalı.

Kendini istediğin akışkanlıkta ifade edememek çok derin bi acıymış. Mesela ingilizce yazarkende aynı sıkıntıyla cebelleşiyorum.

Ya ben türkçede kelimelere takla attırırım, onları amuda kaldırırım. Ama ingilizcede sadece yürütüyorum belki biraz da sekiyorlar. Ayol üzülüyorum ya üzülüyorum. Gül gibi yeteneğim burada hiç bir işime yaramıyor.

Dur dur sarılmayın, sarılınca daha çok ağlayasım geliyor.


Yazının devamı için Medium‘a bekleniyorsun.

Fotoğraf

@nathananderson